Manierizm, Barok, Rokoko Dönemi

Manierizm, Barok, Rokoko Dönemi

Toplumsal Gerilimler Ve Sorunlar, Sanatçıları Büyük Ölçüde Etkilemeye Başlar. Bu Etki, Sanatçıların Klasik Çağın Ve Rönesansın Özelliklerinden Giderek Uzaklaşmalarına Neden Olur.

Maniyerizm

1520, Sanatsal Açıdan Bir Değişimin Başlangıç Noktasıdır. Michelangelo, 16. Yüzyılın Başından İtibaren Daha Değişik Bir Anlatıma Yönelmiş, Biçim Açısından Rönesans’tan Farklı Bir Üslup Oluşturmuştur. Bu Geçiş Döneminin İsmi, Sonradan Maniyerizm Olarak Adlandırılacaktır.

Michelangelo’nun Üç Dalda Da (Resim, Heykel, Mimari) Verdiği Yapıtlar, Maniyerist Üslubun Tipik Örnekleridir. Michelangelo Tek Tek Yapıların Yanında, Maniyerist Üslup İçinde Bir Kentsel Mekân Tasarımı Da Yapmıştır. Roma Senatörler Meydanı, Onun Bu Alandaki İlginç Bir Çalışmasıdır. Bu Tasarımda Ortada Marcus Aurelius’un Atlı Anıtı, Üç Yanda Cephe Düzenlerini Yine Michelangelo’nun Yaptığı Saraylar, Bir Yanda İse Anıtsal Merdivenler Yer Almaktadır. İkizkenar Dörtgen Olarak Düşünülmüş Meydanda, Rönesans’ın Matematiksel Düzeninin Bireysel Bir Yaklaşımla Kırılması Söz Konusudur.

Formların Uzaması, Rönesans’ta Kusursuz Bir Biçimde Tanımlanmış Olan İnsan Anatomisinin -Bilerek- Bozulmaya Başlanması, Maniyerist Resmin Bir Özelliğidir. Francesco Parmigianino (1503–1540) Uzun Boyunlu Meryem (Pitti Galerisi, Floransa) Adlı Resminde Bu Tür Deformasyonların En Bilinen Örneklerinden Birini Vermiştir. Artık Sanatçı Bireysel Bir Espriyle Rönesans Ressamının Hiç Düşünmeyeceği Düzenlemelere Gidebilmektedir.

Toplumsal Gerilimler Ve Sorunlar Sanatçıları Büyük Ölçüde Etkilemeye Başlar. Bu Etki, Sanatçıların Klasik Çağın Ve Rönesansın Özelliklerinden Giderek Uzaklaşmalarına Neden Olur. Bunun Nedeni De Michelangelo’nun Daha 16. Yüzyılın Başında Değişmeye Başlayan Bireysel Üslubudur. Michelangelo Floransa’da Ünlü Medici Ailesinin Mezar Şapelini Yapmıştır. San Lorenzo Kilisesi’nde Yer Alan Bu Yapıdaki En Önemli Çalışmalar İse Giuliano Ve Lorenzo De Medici’nin Mezar Anıtları’dır. Genç Yaşta Ölmüş Olan Giuliano De Medici’nin Mezar Anıtında, Figürün Dar Niş İçine Yerleştirilişiyle Sınırları Zorlayan, Dışarı Taşacakmış İzlenimi Veren Bir Görüntü Yaratılmıştır. Anıtın Alt Bölümünde İse Uzanmış İki Figür Vardır. Bunlardan; Soldaki Kadın Figürü Geceyi, Sağdaki İse Gündüzü Simgeler. Heykeller Biçim Açısından, Michelangelo’nun Yenilikçi Çalışmalarıdır. Kimi Yerleri Yarım Bırakılmış, Kimi Organları İse Aşırı Derecede Belirtilmiştir. Artık Heykelde De Rönesans’ın Klasik Beğenisinden Ayrı, Yeni Bir Estetik Anlayış Gündeme Gelmiştir. Ancak Bu Tarihten Sonra (1520–34) Michelangelo’nun Heykelleri, Maniyerizm İçinde Tipik Örnekler Olmaktan Çıkar. Sanatçının Son Yapıtları, Hiçbir Üslup İçinde Yer Almaz; Onlar, Bireysel Bir Dramın Etkileyici Anlatımlarıdır. Bu Noktada Soyutlamadan Bile Söz Edebiliriz. 

Barok Sanat

Yüzyılın Başında Avrupa’da Yepyeni Bir Sanat Üslubunun Doğduğuna Tanık Olunur. Bu Yeni Üslup, Rönesans Üslubundan Ayrı; Hatta Ona Tümüyle Karşıt Bir Sanat Üslubudur. Sanat Tarihçileri, Yalnız Resim, Heykel Ve Mimarlığı Değil; Öteki Sanat Dallarını Da Kapsayan, Temelde Rönesans’tan Farklı, Yeni Bir Dünya Görüşüne Dayanan Bu Üsluba “Barok Sanat” Adını Vermişlerdir. Barok Sözcüğü, Portekizce “Barucca” Sözünden Gelir. Portekizcede Garip Biçimli, Eğri Büğrü İncilere Verilen Bu Küçültücü Ad; Aradan Yüzyıl Geçtiği Halde Rönesans İlkelerine Bağlılıkta Direnen Tutucu Kişilerce Konulmuştu. Batı Sanatında Her Büyük Akım, Başlangıçta Sert Tepkilerle Karşılaşmış, Adlarını Da Çok Kez Böyle Aşağılatıcı Tanımlardan Almıştır. Toplumsal Gerilimler Ve Sorunlar Sanatçıları Büyük Ölçüde Etkilemeye Başlar. Bu Etki, Sanatçıların Klasik Çağın Ve Rönesans’ın Özelliklerinden Giderek Uzaklaşmalarına Neden Olmuştur.

Rönesans Mimarlığı İle Barok Mimarlığı Arasındaki Farkları Daha İyi Kavrayabilmek İçin Bir Karşılaştırma Yapmak Yerinde Olur. Rönesans Döneminin Ünlü Yapılarından Ruccelai Sarayı (Floransa) İle Barok Saray Mimarisinin Tanınmış Örneklerinden Biri Olan Viyana’daki Schönbrun Sarayı, İki Üslubun Farklarını Belirgin Bir Biçimde Göz Önüne Seren Örneklerdir. Üç Katlı Bir Yapı Olan Ruccelai Sarayı’nın Cephesinde İlk Bakışta Kavranabilen Bir Yatay-Dikey Düzeni Söz Konusudur. Saçağın Ve Katları Ayıran Silmelerin Yatay Düzenlenişi İle Pencerelerin Arasında Yer Alan Ve Yerden Çatıya Kadar Uzanan Yalancı Sütunların Dikey Oluşu, Yapının Cephesinde Bir Yatay-Dikey Karşıtlığı Meydana Getirmiştir. Alt Katta Kare, Üst Katlarda Dikdörtgen Biçimli Pencereler Ve Yuvarlak Kemerli Alınlıklar Birbirinin Tekrarıdır. Avusturyalı Mimar Fischer Von Erlach’ın 17. Yüzyılın İkinci Yarısında Yaptığı Viyana’daki Schönbrun Sarayı’nın Cephesi Simetrik Bir Düzen Göstermekle Birlikte Yan Kanatların Kademeli Olarak Öne Alınışı İle Cepheye Rönesans Saraylarında Görülmeyen Bir Hareket Ve Derinlik Kazandırılmıştır. 

Barok Çağın En Ünlü Heykelcisi Bernini’dir. Berrini 1616 Tarihli Daphne Ve Apollon Heykeli’nde (Galleria Borghese, Roma) Yunan Mitolojisindeki İlginç Bir Konuyu Ele Almıştır. Bu Grup Kompozisyonu Barok Heykel Sanatının En Başarılı Ürünlerinden Biridir. Figürler Arası Bağlantılar, Hareketlerdeki İncelik Ve Uyum, Heyecanlara Eşlik Eden Soldan Sağa Yükseliş, Heykelin Başarısın Sağlayan Özelliklerdir. Bernini; Kırılgan Taşı, Süt Beyaz Mermeri İnanılmaz Bir Beceriyle Dantel Gibi İşlemiştir. Ama Bu Sadece El Hünerine Dayanan Cansız Bir Tasvir Değildir; Mermer Figürler Sanki Soluk Alıp Vermekte, Olayın En Heyecanlı Anını Seyirciyle Paylaşarak Yaşamaktadırlar. Bu Yapıtta Barok Heykelin Bir Başka Özelliği Görülür: Artık Heykel Tek Noktadan Bakılarak Değil, Çevresinde Dönüp Dolaşılarak Kavranan Birçok Yönlülük De Kazanmıştır.

Sanat Tarihçileri 16. Yüzyılın Sonunda Ün Kazanan Caravaggio’yu Barok Resmin Babası Sayarlar. Kısa Yaşamına Sığdırdığı Birbirinden Başarılı Yapıtlarla Bu Tanımı Hak Etmiştir. İsa’nın Mezara Konuluşu (Vatikan) Adlı Yapıtında; Sağda Ellerini Acıyla Kaldırmış Azizeden Başlayarak Sola Doğru Kademeli Olarak Sıralanıp Eğilen Figürlerin Hareketi, İsa’nın Sarkan Koluyla Mezar Taşına Ulaşmaktadır. Hareket Hem Acıyı Hem Mezara Konuluşu İfade Etmekte, Gerek Ortadaki Kırmızı Şal Gerek Ustalıklı Gölge-Işık Kullanımı Dramatik Bir Etki Oluşturmaktadır. 

Rokoko

Yüzyılda Doğan Barok Üslup, Hayli Değişmiş Olarak 18. Yüzyılda Da Varlığını Sürdürmüştür. Barok Sanatın Gölge-Işık Karşıtlığına Dayanan Çarpıcı, İçe İşleyici Dramatik Etkisi Giderek Kaybolmuş Ve Yerini Yumuşak Hatta Biraz Gevşek Bir Üsluba Bırakmıştır. Bu, Seyirciyi Etkilemekten Çok Oyalayan, Göz Alıcı Ama O Ölçüde Yüzeysel Bir Üsluptur. Resimsel Nitelikler Zayıflamış; Dekoratif, Süslemeci Bir İşlev Ön Plana Geçmiştir. Bu Dönemin Saray Ve Köşklerin İç Dekorasyonu Ve Mobilyaları Da Bu Yeni Üslubu Yansıtmaktadır. Sanat Tarihçileri, Bitkisel Bezemelerin Ve Duvarları Kaplayan Resimlerin Göz Oyalayan, Tasasız Ve Yaldızlı Üslubunu “Rokoko” Diye Adlandırmışlardır. Bu Sözcük, Fransızca “Rocaille” Sözünden Gelmektedir. Rocaille, Çürük Yapılı Taşların Harçla Karıştırılmasıyla Oluşturulan Yapay Kayalıklara Verilen Addır. Bunun Bir Örneği, İstanbul’da Emirgan Korusu’ndaki Büyük Havuzun Kenarında Görülebilir. Fransız Rokoko Ressamı Fragonard’ın Saint-Cloud’da Eğlence (Banque De France, Paris) Adlı Resmi, O Dönemde Saray Çevrelerinin Çok Hoşlandıkları Bu Tür Bir Parkı Ve Park Yaşantısını Başarıyla Yansıtmaktadır. 

Siyasal Ve Ekonomik Durum Bozuldukça Saray Bu Tür Açık Hava Eğlencelerine Daha Çok Yönelmiş, Tıpkı Bizim Lale Devri’nde Olduğu Gibi, Sorunları Halkın Gözünden Uzaklaştırmak İçin Dedikodulu Mesire Eğlenceleri Alıp Yürümüştür. Bu Dönemde Göz Alıcı Giysili Hafif Meşrep Hanımların; Peruklu, Fraklı Çapkın Erkeklerin Gönül İlişkileri Günlük Yaşamın Olduğu Gibi Sanat Yapıtlarının Da Başlıca Konusu Haline Gelmiştir.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir